UĞUR MUMCU  |  Yazılarından Seçmeler  |  Gazeteci
Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İş­levi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen in­san demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
 
Ben kendime göre bir tanım yapayım:
 
- Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kay­naklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan de­mektir.
 
Gazetecinin  bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, ol­guya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hü­kü­metlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.
 
Günümüzde sarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet ka­pı­larında ve belediyelerde “ihale takip eden”, bankalardan aldık­ları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var.
 
Hem bunlar var, hem Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “ma­beyn katipleri” gibi, gazetecilik adına hükümetlere, konutlara ve köşklere tutanak katiplikleri yapanlar da!
 
Türkiye’de gazete okuru sayısı da pek parlak bir grafik çiz­miyor. Okur sayısını dünya ölçeklerine vurduğunuz zaman, iç ka­rartıcı tablolar ile karşılaşıyorsunuz. UNESCO, bir ülkenin gelişmiş sayılabilmesi için her 1000 kişiden 100 kişinin gazete okuru olması ölçüsünü getiriyor. Bizde bu sayı, binde 58’dir.
 
Bu oran İngiltere’de binde 373, Danimarka’da 360, Alman­ya’da 342. Fransa’da 179, İtalya’da 146 ve komşumuz Yu­nanistan’da da binde 133’tür.
 
Üstüne üstlük, Türk basını “tekelcilik” tehlikesi ile karşı karşı­yadır. İngiltere’de, sahip değiştirecek bir gazetenin tirajı 500 bi­ni geçiyorsa, satış işlemleri “Monopolies and Mergers Com­mission” adlı komisyonca onanmadan kesinleşmez. Almanya’da “Federal Kartel Dairesi”, yıllık 25 milyon marklık iş yapan bütün şirketleri olduğu gibi, devredilecek bu gazete işletmeleri­ni de denetler.
 
Fransa’da 1986 yılında çıkarılan “Basının Yasal Rejiminde Reform” adlı yasa, bir yıl içinde toplam tirajın yüzde 30’unu geçen gazetelerin satış işlemleri ile ilgili kayıtlayıcı kurallar getirmiş­tir. ABD’de “Federal Communications Commission”, bir bü­yük yayın organının, aynı alandaki bir yayın kuruluşunu alma­sı­nı yasaklamıştır.
 
Türkiye’de bu konuda hiçbir kural yok; gazete dergi ve televizyon kanalları ile tam bir tekelleşme sürecine giriyoruz.
 
“Star 1” devlet desteği ile açıkça Anayasaya ve yasalara ay­­kırı olarak yayın yapıyor. Böylece, yayın ve reklam dünyasında “haksız rekabet” devlet eliyle yaratılıyor.
 
Böyle bir ortamda Cumhuriyet gazetesinden, bir grup arka­daşımızla birlikte ayrılma zorunluluğu duymuştum. Cumhuriyet gazetesinden içi kan ağlaya ağlaya ayrılanların, emeklerinden başka geçim kaynakları yoktu. Hiçbirinin bankada birikmiş parası da yoktu. Ayrılırken de hiçbir yasal hakkımız verilmemişti. Ayrılan arkadaşlar aramızda yaptığımız toplantıda “1 Şubat gününe kadar beklemeye”, daha sonra da herkesin kendi yolunu seçmesine karar vermiştik.
 
Bu arada, bin bir engele karşın Cumhuriyet gazetesini yaşa­tabilmek için gazeteye yeni sermaye ve yeni ortak arama ça­lış­malarını da sürdürüyorduk.
 
Milliyet gazetesi, haber çeşitliliği ve yorum özgürlüğü ilkelerini amaç bilmiş bir “düşünce forumu”ydu. Milliyet gazetesi, bu güç günlerimizde bana ve arkadaşlarıma kucak açtı. Üç aydır, Milliyet gazetesinde karınca kararınca, olaya, habe­re, belgeye ve bilgiye dayanan yazılar yazmaya çalıştım. Bun­da ne ölçüde başarıya ulaştım, bilemiyorum.
 
Bu üç ayda, Milliyet gazetesinin çağdaş anlamı ile tam bir “ga­zetecilik ortamı” olduğunu, bu ortamın güven duygusuna da­yalı arkadaşlık ve dostluk ilişkileri ile geliştiğini, gazetelerde hep yakındığımız “tek adam yönetimleri” yerine; gazetenin, ha­ber zenginliği ve yorum özgürlüğüne dayanan demokratik ve çağ­daş bir anlayış ile yönetildiğini yaşayarak gördüm.
 
Cumhuriyet gazetesini dramatik serüvene sokan grup, gaze­teyi milyarlık borç batağına sürükleyip kaçtıktan sonra benim görevim, güç durumda olan eski gazeteme koşmaktır.
 
Milliyet gazetesinden bu nedenle ayrılıyorum. Umarım, be­ni anlayışla karşılarsınız.
 
Nazım Hikmet’in en çok sevdiğim şiirlerinden biri “Ve kav­ga bittiği zaman / Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman / Kavgadan önce Kartal’da bahçıvandı / Kavgadan sonra Kartal’da bah­çı­van” diye biter.
 
Cumhuriyet gazetesindeki “kavgadan sonra” ben, yine eski gö­revime kaldığım yerden devam edeceğim.
 
Borç batağına so­kulan ve tirajı 40 binlere inen gazetede, ellerimize dikenler de bat­sa, görevimiz; okurlarımıza, yediveren bağımsızlık güllerini sun­maktır.
 
Binlerce teşekkürler, hoşça kalın...
 
Milliyet, 3 Mayıs 1992
  • http://umag.org.tr/no466.asp